GEÇMİŞTEN GELECEĞE AYAKKABI SERÜVENİ

1900’lü yılarda Akbacakoğlu ailesi tarafından temeli atılan ve 94 yıllık tecrübesiyle Türk ayakkabı sektörünün önemli ve saygın markalarından biri olan Ayakkabı Dünyası; tüketicinin aradığı dünya markalarını uygun fiyata bulabileceği, tüm ailesi için her tarz ayakkabı ihtiyacını karşılayabileceği ayakkabı mağazalar zinciridir.

1. Kuşak Osman Dede 1900’lü yıllarda Beypazarı’nda ilk tabakhaneyi kurar, 1923 yılında ise 2. Kuşak olan Hafız Ahmet Efendi mest ve yemeni tezgâhına ortak olur. Üretim artar, çevre ilçelere merkeple pazarlama yapar. 3.Kuşak Niyazi Akbacakoğlu’nun Ankara’ya ayakkabı satmaya başlaması ile atılan adımlar, 1953 yılında Ankara’ya taşınma kararı alan ailenin 17 metrekarelik küçük bir dükkânda ayakkabı üretip satma kararıyla devam eder.

Her geçen gün büyüyen Ayakkabı Dünyası, 70 mağaza ve toplam 40.000 metrekare üzerinde satış alanıyla halen sektörde öncü marka kimliğini koruyor.

Ayakkabı Dünyası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akbacakoğlu, dünya tarihini yansıtan 6500 parçalık zengin ayakkabı koleksiyonu ile ayakkabı tutkunlarını zamanda yolculuğa çıkarıyor. Akbacakoğlu’nun Türk ayakkabı sektörünün ustalık ve üretim alanında sahip olduğu köklü tarihini gözler önüne seren “Geçmişten Geleceğe Ayakkabı Serüveni” koleksiyonu Ankara Marka Festivali’nde Başkentliler ile buluştu.

Mehmet Akbacakoğlu; 18. yüzyıldan Cumhuriyet’in ilk yıllarına, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından ayakkabı modellerinin yer aldığı koleksiyondaki değerli parçalarını GOssIP’e anlattı.

Geçmişin tozlu raflarından çeyiz sandıklarından gelen ve günümüzde sergilenen ayakkabı koleksiyonunu ilk ne zaman oluşturmaya başladınız?
Babamın Beypazarı’nda çok sevdiği bir arkadaşı vardı. Samanpazarı’nda dükkân komşumuzdu. 70’li yıllarda dükkânlarına ziyarete gittiğimde rafta takılı, ipinde nazar boncuğu olan çok sevimli bir Bebek Ediği gördüm. Elime aldığımda İsmail Amca bana bu ediğin arkadaşım olan oğlu Mustafa’nın bebeklik ayakkabısı olduğunu ve babamın (Niyazi Akbacakoğlu) özel sipariş üzerine yaptığını söyledi. Nazarlık olarak saklıyorlarmış, tabii ki çok etkilendim. “İsmail amca, bu çocukluk ayakkabısını bana verir misin?” dedim, çünkü onu mükemmel bir sanatkâr olan sevgili babacığım dikmişti ve benim için çok önemliydi. Çok heyecanlanmıştım ve babamın hatırası olarak saklamak istiyordum. Beni kırmadı ve hediye etti. İşte koleksiyonumun temeli o gün atılmıştı.

Koleksiyonculuk ciddi bir iş gerçekten
Evet, koleksiyonculuk ciddi bir iş ve tedavisi olmayan veba mikrobu gibi bir hastalıktır. Pazar günü bile evde oturamam, mutlaka antika pazarlarını ziyaret ederim. Yurt dışına gittiğim zaman da yine pazarlar ve antikacılar uğrak yerim.

Koleksiyonunuzda bulunan en eski ayakkabılar hangi döneme ait?
En eski ayakkabılar 18. yüzyıl dönemlerinden başlıyor. Osmanlı Şehzade ayakkabıları, Çanakkale Savaşı’nda giyilen subay çizmesi, asker çarıkları, Erzurum dadaş ayakkabıları, çarıklar, yemeniler, çapulalar, mestler, kunduralar, pehlivan kispet çantaları, Alman-Rus Harbi’nde giyilen keçe çizmeler, Hollanda ahşap ayakkabıları,
Ermeni papazlarının ayinde giydikleri sırmalı terlikler, Ermeni ustaların yaptığı gelin terliği, nalınlar… Bunun gibi 18. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine kadar tarihin pek çok dönemindeki ayakkabılar bulunuyor.

Koleksiyonda timsah, balık, yılan, kertenkele derisinden ayakkabılar, çantalar, gelin ve damat ayakkabıları yer alıyor. Özelliklerine göre hangi yıllarda hangi kalıp ve rengin moda olduğunu da görmek mümkün. 1940 – 1950’li yıllarda Beyoğlu’ndaki atölyelerde üretilen ayakkabılara baktığımızda İtalya’dan farklı olmadığımızı görüyoruz.

Ayakkabı Dünyası’na ait bu koleksiyon Türkiye’de bir ilk mi?
Evet. Hatta dünyada bir ilk. Guinness Türkiye temsilcisi koleksiyonumuzu gördü. Dünyada böyle bir koleksiyonun olmadığını söyledi. Guinness Rekorlar Kitabı’na gireceğiz. Özellikle dünyada bu kadar büyük bir Anadolu koleksiyonu yer almıyor.

Geçmişteki ayakkabılara baktığımızda şimdiki tasarımların ilham kaynağı gibi görünüyor. Sizce ayakkabı sektöründe eskiye özlem mi var?
Tabii. Eskiye baktığımızda eski sanat tasarımlarının takdir edilecek yönleri çok fazla. Sanat kayboldu, şimdi standart üretime geçildi. Ama eskiden ayak ölçüsü alınıyor ve ayakkabılar 10-15 gün sonrasında teslim ediliyordu. Özel tasarım vardı ve kişinin isteğine göre tasarlanıyordu. Eski ustalara saygı duymak lazım. Afyon, Uşak, İzmir, Foça her bölgede ayrı bir renk ve tasarım var. Afyon yöresi gümüş, Kahramanmaraş sedef kullanmış. Günümüzde de bu tasarımlara dönüş olduğunu görüyoruz.

Şimdiye kadar nerelerde sergilendi? Bu koleksiyonu merak edenler nereye gidebilirler?
Şu anda Ankara Ofisi’mizde 1500 metrekare bir alanda teşhir ediliyor. Bakım onarım atölyemizde koruyucu vernikleri yapılıyor. Fotoğrafları çekilip numaralandırılıyor. Cinslerine göre dosyalanıyor. Randevu ile dostlarımızı ve arzu edenleri bilgilendirerek gezdirebiliyoruz.

Bu değerli koleksiyonu bir müze çatısı altında görebilecek miyiz?
Evet, en büyük hayalim. Bir müze projem var. Buradaki amacım sadece ayakkabı tarihini değil, moda ve sanat tarihini, zanaat tarihini ve küresel tarihi yansıtmak. Bu anlamda 6500 parçalık ayakkabı koleksiyonumu Türk halkına, öğrencilere, basına, moda profesyonellerine, turizme sunmak. Özellikle yıllarca üretim merkezi olmuş Çarşıkapı, Beyazıt, Sultanahmet civarında müze olarak yaşatmak. Bütün mesele geleceğe bir kültür mirası bırakmak. Bugün biz beşinci kuşağız, asıl amaç gelecek nesillere bir müze bırakmak

Bildiğimiz kadarıyla bir kitap hazırlığındasınız. Neler olacak bu kitapta?
Ayakkabı Dünyası olarak bir profesör ile birlikte 200 sayfalık bir kitap hazırlıyoruz. Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinden en yaşlı meslektaşlarımızın sektördeki tecrübelerini, usta-çırak ilişkilerini anlatan 70’e yakın usta ile röportajlar yaptık. Sadece ayakkabı aşkı ve ayakkabı koleksiyonunu anlatan bir kitap olacak. Zaten Ayakkabı Aşkı markası bize ait.

Markalarımızı koruma yolundaki çabamızda bizi yalnız bırakmayan ve bize her zaman yardımcı olan Grup Ofis Marka Patent Genel Müdür’ü Cenk Sevinç’e de çok teşekkür ederim.